Köşe Yazarları

Emtia Piyasaları Ateş Çemberinde: Kaos mu, Fırsat mı?

TEMEL ÇIKARIM: Emtia piyasalarındaki volatilite geçici bir fırtına değil, küreselleşmenin gerilemesiyle birlikte yeni normalin başlangıcı. Türkiye için bu bir stres testi ve başarılı olmanın yolu enerji bağımlılığını azaltmak, tarımda verimliliği artırmak ve altın rezervlerini güçlendirmekten geçiyor.

MK
Mert KayaEkonomi
...
2 görüntülenme

Geçtiğimiz hafta bir yatırımcı dostumla kahve içerken telefonu çaldı. Ekranda petrol fiyatlarını gösteren grafik vardı ve yüzü bir anda gerildi. "Mert, bu iş kötü gidiyor" dedi. Ona baktım ve sordum: "Portföyünde emtia var mı?" "Yok" dedi. "O zaman neden endişelisin?" Cevabı çarpıcıydı: "Çünkü emtia piyasaları çıldırdığında, herkes zarar görür." İşte tam da bu noktadayız bugün. ABD-İran gerilimi ve küresel ticaret politikalarındaki belirsizlik, emtia piyasalarını bir ateş çemberine çevirdi. Ama bu kaos, bazıları için büyük bir fırsat anlamına da gelebilir.

Neden Bu Kadar Önemli?

Emtia piyasalarındaki volatilite, sadece spekülatörlerin ve yatırımcıların sorunu değil. Petrol fiyatları yükseldiğinde, benzin pompaları Türkiye'de de bunun faturasını keser. Altın fiyatları tırmanırken, döviz kurları dalgalanır ve Merkez Bankası'nın rezerv stratejisi etkilenir. Buğday fiyatları oynadığında, ekmeğin maliyeti artar. Yani emtia piyasalarındaki her çalkantı, Türkiye gibi net ithalatçı bir ülkenin enflasyon dinamiklerini doğrudan etkiler.

Bu haberin arkasında üç kritik faktör var: ABD-İran gerilimi, ABD'nin belirsiz tarife politikaları ve para politikası beklentileri. Bu üçlünün birleşimi, piyasaları son yılların en belirsiz noktasına taşıdı. Özellikle enerji ve kıymetli madenler, jeopolitik risklere karşı en hassas emtialar olduğu için ilk etkilenenler oluyor.

Tarihsel olarak baktığımızda, benzer bir tablo 1979-1980 İran devrimi döneminde yaşanmıştı. O dönemde petrol fiyatları ikiye katlanmış, küresel enflasyon tırmanmış ve ABD Merkez Bankası (Fed) faiz oranlarını rekor seviyelere çıkarmak zorunda kalmıştı. Bugün benzer bir dinamik işliyor mu? Henüz o seviyede değiliz ama yön oraya doğru.

Jeopolitik Risk Priminin Anatomisi

ABD-İran gerginliği yeni bir fenomen değil. Ancak bu sefer farklı bir boyut var: ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı azalırken, İran'ın bölgesel nüfuzu artıyor. Bu durum, petrol arz güvenliği açısından ciddi bir risk yaratıyor. Hormuz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir nokta. Herhangi bir çatışma senaryosunda bu boğazın kapanması, küresel petrol piyasasını felç edebilir.

Peki Türkiye için bu ne anlama geliyor? Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal ediyor. Petrol fiyatlarındaki her yükseliş, cari açık üzerinde doğrudan baskı yaratır. Ayrıca, artan enerji maliyetleri üretim sektörünü vurur ve enflasyonu körükler. Merkez Bankası ise bir yandan enflasyonla mücadele ederken, öte yandan büyümeyi desteklemeye çalışır. Bu denklemde jeopolitik risk primi, Türkiye'nin en büyük makroekonomik kırılganlığı haline gelir.

Tarife Politikaları: Küreselleşmenin Sonu mu?

ABD'nin tarife politikalarındaki belirsizlik, emtia piyasalarında ikinci büyük risk faktörü. Washington'ın korumacı politikalar uygulamaya devam etmesi, küresel tedarik zincirlerini bozuyor ve emtia ticaret akışlarını yeniden şekillendiriyor. Özellikle endüstriyel metallerde bu etki çok belirgin. Çelik, alüminyum gibi metallere uygulanan tarifeler, üretim maliyetlerini artırırken, talebi de baskılıyor.

Bu durum, bir paradoksa yol açıyor: Tarife politikaları kısa vadede emtia fiyatlarını düşürebilir (çünkü talep azalır), ancak uzun vadede arz zinciri bozulur ve fiyatlar yeniden yükselir. Şu anda piyasalar bu iki senaryo arasında gidip geliyor. Bir gün "talep azalacak, fiyatlar düşecek" beklentisiyle satış yapılıyor, ertesi gün "arz sorunu olacak, fiyatlar yükselecek" beklentisiyle alım geliyor. Sonuç: Volatilite patlaması.

Farklı Perspektifler: Kim Ne Diyor?

Bu tabloya iki farklı açıdan bakmak gerekiyor. İyimser kampa göre, mevcut belirsizlik geçici. ABD-İran gerilimi bir noktada masaya oturur, tarife politikaları yumuşar ve emtia piyasaları normale döner. Bu görüşü savunanlar, Fed'in para politikasında gevşemeye gitmesinin emtia talebi için olumlu olacağını düşünüyor. Dolayısıyla, bu volatilite dönemi akıllı yatırımcılar için bir alım fırsatı.

Kötümser kampa göre ise, durum çok daha ciddi. ABD-İran gerilimi askeri bir çatışmaya dönüşebilir. Tarife politikaları küresel bir ticaret savaşına evrilebilir. Fed, enflasyon baskısı nedeniyle faiz indirimlerini erteleyebilir. Bu senaryoda emtia piyasalarındaki volatilite artarak devam eder ve küresel ekonomi resesyona sürüklenir.

Benim kendi görüşüm ise bu ikisinin ortasında ama kötümser tarafa daha yakın. ABD-İran gerilimi kontrol altına alınabilir, ancak tarife politikalarındaki belirsizlik kalıcı bir sorun haline geldi. Küreselleşme geriliyor ve yerini bölgesel ticaret bloklarına bırakıyor. Bu dönüşüm, emtia piyasalarında yapısal bir volatilite yaratır. Yani, bu sadece geçici bir fırtına değil, yeni normalin başlangıcı.

Benim Tezim: Türkiye İçin Bu Bir Stres Testi

Kanımca, bu gelişmeleri Türkiye açısından bir stres testi olarak görmemiz gerekiyor. Emtia piyasalarındaki dalgalanma, Türkiye'nin dış şoklara karşı ne kadar dirençli olduğunu ortaya koyuyor. Eğer petrol fiyatları ciddi bir şekilde yükselirse, cari açık kontrolden çıkabilir. Eğer altın fiyatları tırmanırsa, döviz rezerv stratejisini yeniden düşünmemiz gerekebilir. Eğer gıda fiyatları oynuyorsa, sosyal barış riske girer.

Türkiye'nin bu stres testinde başarılı olması için üç şey yapması gerekiyor. Birincisi, enerji bağımlılığını azaltmak. Yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımlar hızlandırılmalı. İkincisi, tarım sektöründe verimlilik artırılmalı. Üçüncüsü, Merkez Bankası'nın rezerv yönetimi stratejisi güçlendirilmeli. Altın alımlarını artırmak, bu volatilite döneminde akıllıca bir hamle olabilir.

Ancak en önemlisi, bu belirsizlik ortamında panik yapmamak. Emtia piyasalarındaki volatilite, uzun vadeli yatırımcılar için fırsat yaratır. Evet, kısa vadede zarar görebilirsiniz, ancak tarihsel veriler gösteriyor ki, emtia piyasaları her kriz sonrasında toparlanıyor. Önemli olan, doğru zamanda doğru hamleler yapmak.

Öngörü: Ağustos 2026'da Neler Olacak?

Şimdi cesur bir öngörü yapayım. Ağustos 2026'ya geldiğimizde, emtia piyasalarında iki temel senaryo hakim olacak. Birinci senaryoda, ABD-İran gerilimi diplomatik bir anlaşmayla çözülür ve petrol fiyatları düşüş trendine girer. Ancak tarife politikaları gevşemez ve endüstriyel metal fiyatları yüksek seyrini sürdürür. İkinci senaryoda ise, jeopolitik riskler tırmanır, petrol fiyatları yüksek kalır ve Fed faiz indirimlerini ertelemek zorunda kalır. Bu durumda, kıymetli madenler, özellikle altın, güvenli liman olarak yükselişini sürdürür.

Benim beklentim, birinci senaryonun gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğu yönünde. Ancak risk dengesi ikinci senaryoya kaymaya başladı. Dolayısıyla, yatırımcıların portföylerinde altına daha fazla ağırlık vermesi mantıklı. Ayrıca, enerji sektöründe seçici yatırımlar yapmak, bu volatilite döneminde kazandırabilir. Türkiye özelinde ise, yenilenebilir enerji şirketlerinin hisse senetleri cazip görünüyor.

Son Söz

Emtia piyasalarındaki bu kaos, bize önemli bir ders veriyor: Küresel ekonomi artık öngörülemez bir yere doğru gidiyor. Eski kurallar geçerliliğini yitirdi. Jeopolitik riskler, ticaret savaşları ve para politikası belirsizlikleri, yeni normalin parçası. Bu ortamda ayakta kalmak için esneklik, çeviklik ve cesaret gerekiyor. Panik yapanlar kaybeder, fırsatları görenler kazanır. Türkiye, bu stres testinden güçlenerek çıkabilir, ancak bunun için doğru stratejiler uygulamalı. Yoksa, emtia piyasalarındaki her dalgalanma, enflasyon ve cari açık krizi olarak geri döner. Seçim bizim.